Ege Denizi’ndeki kâbus: Santorini

Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu | [email protected]/Ankara Üniversitesi- Volkanlar; güçleri, çıkardıkları materyal ve çevrelerine etkileri gibi nedenlerle daima insanların dikkatini çekmiştir. Volkanik etkinlikle ilgili bugüne kadar bulunabilen en eski kayda, Neolitik Çağ’da kurulan ve uygarlık tarihinde çok önemli bir yeri olan Çatalhöyük’teki bir duvar resminde rastlanmıştır. Bu resmin Aksaray’daki Hasandağ’ın püskürmesini yansıttığı varsayılıyor. Volkanların gücü, insanlara, onların tanrısal güçler taşıdıklarını düşündürmüştür. Volkan kelimesi Roma mitolojisinde, ocağında demiri döverek diğer tanrılara silah ve zırh yapan tanrı Vulcan’dan gelmektedir. Vulcan’ın ocağının bulunduğu yerlerde etkinlik gösterdiği düşünülen bu tip dağlara Latincede “Volkano” adı verilmiştir.

Volkanik ada

Ege Denizi’nde irili ufaklı çok sayıda ada bulunuyor. Kiklad Takımadaları içinde yer alan volkanik adalardan Santorini (Yunanca adıyla Thera) de bunlardan biri. Kabaca yarım ay şeklindeki ada, yaklaşık 76 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir ve en yüksek yerinin denizden yüksekliği 564 metredir. Günümüzde turistik açıdan çok çekici bir destinasyon olmasına karşın geçmişte çok sayıda şiddetli patlamalar yaptığı biliniyor. Santorini, Yunanistan anakarasından, Türkiye’de Bodrum Yarımadası’na uzanan Güney Ege volkanik ada yayı üzerindeki aktif volkanlardan biridir. Santorini ve yakın çevresindeki birkaç irili ufaklı adayı oluşturan volkanik etkinlikler yaklaşık 1 milyon yıl önce deniz altındaki volkanik püskürmelerle başlamış, deniz altındaki püskürmelerle biriken materyal daha sonraları su yüzüne çıkarak bir ada oluşturmuş ve püskürmeler aralıklarla 1950 yılına kadar devam etmiştir. 1950’den bugüne kadar volkanik püskürme görülmemiştir. Araştırmalara göre son 200.000 yıl içinde 12 büyük patlama gerçekleşmiştir.

Güçlü püskürmeler

M.Ö. 1628 yılındaki püskürme (Tarih konusunda bazı tartışmalar vardır, o yüzden farklı kaynaklarda ± 36 yıllık bir fark bulunmaktadır, karışıklığa yol açmamak için bu püskürme genel olarak Minoan Püskürmesi olarak adlandırılır) Santorini’nin en tanınmış ve hem adayı hem de çevresini en fazla etkileyen püskürmedir. Bu patlamadan eski Mısır kayıtlarında da söz edilmektedir. Günümüzde, Nil Deltası’nda ve Doğu Akdeniz tabanı ile Karadeniz’de Sinop açıklarında yapılan deniz dibi sondajlarında ayrıca Anadolu’da bazı göllerin tabanında yapılan sondajlarda Santorini’nin küllerine rastlanmaktadır. Son yıllarda karada da bu küllere ve tsunamiye dair izler bulunmuştur. M.Ö. 1650-1600 yılları arasında Santorini Volkanı çok güçlü bir püskürme yapmıştır. Bu püskürmenin etkisiyle adanın şekli değişmiştir. Santorini, bu püskürmeden önce geniş ve yayvan şekilli bir volkandı. Ancak Minoan Püskürmesi bu kalkan şekilli volkanı oluşturan püskürmelerden çok daha güçlüydü. Bilimsel açıdan, “Plinien tipi” denilen volkanik püskürmeler çok şiddetli patlamaları ile tanınır. Yüzyıllar sonra, M.S. 79’da Pompeii ve Herculaneum isimli Roma kentlerini yok eden Vezüv Volkanı’nın püskürmesi de bu tiptedir. Bu tip püskürmelerde büyük miktarda volkan külü çıkışı gerçekleşir fakat lav akıntıları ender görülür. Santorini’de de püskürtülen büyük miktarda kül, süngertaşı, lav damlacıkları ve volkan çakılından oluşan materyal atmosferde 36 km yüksekliğe kadar erişmiştir. VEİ=6 büyüklüğünde (Volkanik Eksplozyon İndeksi: Püskürme şiddetinin 0-8 arasındaki rakamlarla değerlendirildiği ve en sakin püskürmenin 0, en şiddetlisinin ise 8 olduğu bir ölçektir) olan patlamada püskürtülen malzemenin büyüklüğü göz önüne alınınca volkanın altındaki magma haznesinin boşalmasından sonra tavanının çökeceği ve çapı 1.5 km’den daha büyük olan volkanik bir çöküntü yani “kaldera” oluşacağı açıktır. Birden fazla çökmenin yaşanması nedeniyle deniz seviyesindeki ani değişimlerle çok sayıda tsunami meydana gelmiştir. Günümüzde, kalderanın deniz üstünde kalan kesimleri yarım ay şekilli adayı oluşturmaktadır. Püskürmenin büyüklüğünü daha iyi anlatabilmek için 19. yüzyıldaki en şiddetli volkanik patlamalardan biri olan Krakatoa’nın püskürmesi ile karşılaştırabiliriz. 1883’te Sumatra ile Java arasındaki Krakatoa Adası’nda meydana gelen püskürme tarihi çağlardaki en çok can kaybına yol açan patlama olarak kabul edilir. Volkanik adadaki çökmeler sonucunda oluşan 30 metreden yüksek tsunamiler 36 bin kişinin ölümüne yol açmıştır. Patlamaların sesi yaklaşık 5 bin km öteden duyulmuştur. Elde edilen verilere göre, Santorini’de, bunun 4–5 katı büyüklüğünde bir patlama olmuştur.

Küresel etki

Bazı görüşlere göre, Platon’un söz ettiği Atlantis’in tarifi, Santorini’nin patlama öncesi durumuna benzemektedir ve efsanede bahsedilen Atlantis burasıdır. Ancak efsanenin kendisi gibi bu görüşü de kanıtlayacak bilimsel veri bulunmuyor. Minoan patlamasında oluşan tsunamilerin Girit Adası’ndaki Miken kentlerini etkilediği ve oluşan ekonomik-siyasal çalkantıların bu uygarlığın yok olmasında rolü olduğu düşünülüyor. Santorini’nin doğrudan etkileri Mısır’a kadar uzanmıştır. Papirüslerde yoğun kül nedeniyle havada günler boyunca süren kararmadan ve oluşan tsunamilerin kıyılardaki etkilerinden söz edilmektedir. Ayrıca ABD’nin çeşitli bölgelerinden, İrlanda’dan ve Türkiye’de Gordion’dan o dönemde yaşamış ağaçlardan alınan örnekler üzerindeki araştırmalarda püskürmenden sonraki yıllara karşılık gelen ağaç halkalarının diğerlerine göre çok daha dar olduğu görülmüştür. Yani bitkisel gelişim çok sınırlı kalmıştır. Grönland’ın doğusundan alınan buzul örneklerinde de aynı tarihlere karşılık gelen tabakalarda, magmadan atmosfere salınan gazlara bağlı olarak, asiditenin arttığı saptanmıştır. Buna göre, yıllık sıcaklık ortalamalarında bir azalma olmuş ve yaz ayları bile oldukça serin geçmiştir. Bu kanıtlar Santorini’nin püskürttüğü kül ve gazların iklim üzerinde küresel bir etkiye yol açtığını gözler önüne sermektedir. Adanın güneyinde yer alan ve üzeri 1-2 metre kalınlığında volkan külü ile örtülen Akroteri kentindeki arkeolojik kazıda, Pompei veya Herculaneum’da olduğu gibi çok sayıda insan kalıntısına rastlanmamıştır. Bu durum, püskürme öncesinde gaz çıkışının artması, suların ısınması ve küçük patlamalar gibi olayları doğru değerlendiren insanların, büyük patlamadan önce kenti terk ettiğini kanıtlıyor. Çeşme-Bağlararası kazısında son yıllarda elde edilen kanıtlar bu patlamanın oluşturduğu tsunamilerin burayı da etkilediğini, yıkıma ve yangına yol açtığını gösteriyor. Kazıyı yapan bilim insanlarına göre, püskürme sürecinde meydana gelen tsunamilerin oluşturduğu birikinti altında bulunan bir iskelet bu olay sonucunda ölen ve bugüne kadar orada kalan genç bir erkeğe ait. Ege Denizi kıyısındaki başka arkeolojik merkezlerde de bu patlamanın izleri bulunmuştur. Minoan patlamasından sonra dönem dönem çok daha küçük ölçekli etkinlikler gerçekleştiren Santorini Volkanı, 72 yıldır sakinlik evresinde. Ancak hiçbir volkan için “ölü” denemez, binlerce yıl sonra bile yeni bir püskürme ile tekrar canlanma olasılığı vardır. Santorini Adası’nda da küçük ve yerel depremler ile karadaki hafif yükselme, adanın altındaki magma haznesinin yine dolmaya başladığının göstergeleridir. Bununla beraber, jeolojik süreçler insan hayatına oranla çok daha uzun zamanda gerçekleşir. Bu nedenle çok yakın gelecekte bir patlama olacağını söylemek doğru olmaz, bu süreç onlarca veya yüzlerce yıl sonra bir patlama ile sonlanabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir